İçeriğe geç

Ordulular nasıl olur ?

Ordulular Nasıl Olur?

Bazen insan, yeni bir şehirde veya yeni bir ortamda insanları izlerken kafasında binbir türlü soru canlanıyor. Geçenlerde bir arkadaşım bana “Ordulular nasıl olur?” diye sordu. O an bir durdum, düşündüm. “Vay be, bu soru ne kadar geniş!” diye geçirirken aklımdan, hemen cevabımı bulmaya çalıştım. Hani bazen bir şeyi anlatırken, o kadar çok detay vardır ki, kafanda ne söyleyeceğini toparlamak zaman alır. Öyle bir şey işte! Sonra dedim ki: “Hadi, bunu yazayım. Hem bir konuda derinlemesine düşünürken, mizahi açıdan bakmanın keyfi de başka!”

Orduluların Cebindeki Limon

Şimdi, bildiğiniz üzere Ordulular meşhurdur, değil mi? O kadar meşhur ki, bazen o kadar yoğun bir şekilde her yerde olurlar ki, şehri bir anlamda onların gözünden görmeye başlarsınız. Herkesin cebinde limon taşıması, biraz da onlardan gelen bir fenomendir. Hadi, itiraf edeyim, ben de ilk kez bir Ordulu’yla karşılaştığımda, cebinde bir limon olduğuna yemin etmiştim. Limon nereye gidiyor? Soru bu! Sonra öğrendim ki, limon, aslında hayatlarında sık sık karşılaştıkları ve her zaman kullandıkları bir şeymiş. Bir şeyin yarısı yoksa, o zaman bir limon çıkar, ıssız yerin ortasında bile çözüme kavuşturulabilecek bir şey bulunur.

“Abi bir limon al da sıkarım!”

O kadar sıradan ki, bazen ben de limon almak için sıraya girdiğimi fark ediyorum. Hani hepimiz bazen birinin “Ne yapalım” diye sorusunu duyduğumuzda “Sık bir limon, bak nasıl bir rahatlama geliyor!” diye cevap veriyoruz ya, işte, Ordulular bunu ciddiye alıyor. Eğer bir Ordulu birine limon sıkıyorsa, bu “tecrübeli bir çözüm” demektir. Bunu deneyin, belki bir sonraki sefere soğuk kahve yerine limon sıkarak hayatınıza değişiklik katabilirsiniz.

Yokuşları ve Azmiyle Ünlü Ordulular

Şimdi gelelim biraz daha işin “azim” kısmına. Orduluların en meşhur özelliklerinden biri de, bir yokuşu tırmanırken başka bir insanın dayanamayacağı kadar azim göstermeleri. Yani bir Ordulu’yu yokuş aşağı yürürken görseniz, o yokuş aşağı giderken bile “Bu adamda bir şey var” diyorsunuz. Çünkü o yokuşu tırmanırken resmen “Bu tırmanışı ben yaparım!” gibi bir inançla yürür. Tabii işin komik yanı, bu azmi genellikle “Yağmurlu bir günde ıslak asfaltı bile görmezden gelip” tırmanmak için kullanmalarıdır. Birçok insan burun kıvırır, “Ne yapıyorsun, bu ne hal!” diye. Ama o yokuşu tırmanan Ordulu, “İleriye doğru bir adım atmanın ne kadar büyük bir anlam taşıdığını” içten içe hissetmektedir. Her adım bir zaferdir!

“İstanbul’da ne yokuşu ya?”

Bir gün, bir Ordulu arkadaşım, “Abi, İstanbul’da yokuşlar var mı ki?” diye sordu. O an güldüm, “Yokuş derken, o kadar çok yokuş var ki burada, biz zorlu koşullara alıştık!” dedim. Tabii, İstanbul’un yokuşları biraz farklı; ama Ordulular, “Yokuşu sevin, çünkü dağa çıktığında manzara güzelleşir” mottosuyla yaşarlar. Yokuş bitmediği sürece, manzara bir türlü gözlerine görünmez. Hatta zamanla öyle bir hale gelir ki, yokuş tırmanmak bir hobiye dönüşür. Yani, dağa bakmayı dağın tepe noktasından bir noktaya ulaşmayı da Ordulular gayet seviyor.

Fındığın Her Yerde Olması

Fındık deyince, elbette akla ilk gelen yer Orduludur. Ama bir Ordulu için fındık sadece yiyecek değil, bir yaşam biçimidir. Çünkü fındık, sıradan bir fındık değil, neredeyse her durum için bulunabilir bir çözüm kaynağıdır. Eğer bir Ordulu bir gün aç kalırsa, elinde fındık varsa işte o zaman mutludur. Fındık, hemen her yerde vardır; yemek yerken, çay içerken, akşam yemeği sonrası sohbet ederken fındık çok yakındır.

“O kadar fındık yedik, asla doymadık”

Hatırlıyorum, bir gün bir Ordulu arkadaşım, fındıkla ilgili o kadar çok espri yapmıştı ki, kendi başımı döndürmüştü. “Abi, bir çay demlenip iki fındık yedik mi, dünya döner” demişti. Gerçekten, “Fındık, hayatta bir şeylerin olması için gerekli olan en temel şeydir.”

Yorumlarla Kişiliğe Dair İpuçları

Orduluların kişilikleri de en az davranışları kadar ilginçtir. Duygusal olarak güçlüdürler, ama bir o kadar da hazırcevap. Onlar için bir “düşünce” değil, “espri” öne çıkar. Hemen her konuda şaka yapabilecek bir yetenekleri vardır. Sadece şaka yapmakla kalmaz, bazen şakanın içine ne kadar derin bir mesaj koyduklarını da fark etmeden yaparlar. Örneğin, “Kış geldi, işte bu kadar soğuk, donuyoruz” dedikten sonra, “Donmazsan başka kışı nasıl bekleyeceksin?” gibi derin bir felsefeye de sahip olabilirler. Yani, bir Ordulu’nun ağzından çıkan her cümlede bir bilinçaltı olabilir.

“Hadi ya! Yine mi bir şaka?”

Bir gün bir Ordulu ile sohbet ediyordum ve her söylediği cümlede ardında bir espri vardı. Bir ara ona şöyle dedim: “Vallahi ben de şaka yapmayı severim, ama senin gibi her an her şeyin esprisi oluyorsa… O zaman acaba ben mi yanlış yapıyorum?” O an düşündüm ki, gerçekten de bazen insanların içindeki espri yeteneği, hayata farklı bir bakış açısı katabiliyor. Çünkü bazen gülmek, en iyi çözüm olabilir.

Ordulular: Bir Yaşam Tarzı

Sonuç olarak, Ordulular nasıl olur? Sadece bir kasaba ya da bir yöre halkı olarak tanımlamak, bence bu kadar kolay olamaz. Çünkü bir Ordulu, bazen derin düşüncelere dalan, bazen de hayatı sadece limonla çözüme kavuşturan bir kişilik olabilir. Yokuşları tırmanmayı seven, fındıkla çözüm bulan, her durumda mizahi bakış açısını kaybetmeyen insanlardır. Onlar, “Zorluk nedir?” demek yerine, “Zorluğun içinde eğlenceyi nasıl bulurum?” diyen insanlardır. Yani, bu yazıdaki her şeyden çıkaracağınız en büyük ders: Bir Ordulu, sadece güldürmekle kalmaz, sizi düşündürmeye de zorlar. O yüzden, bir Ordulu’yla her an sohbet edin. Fındıkla, limonla, espriyle, belki de bir yokuşla…”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort deneme bonusu veren siteler
Sitemap
pia bella casino giriş